• Meltem Akadur

Mutluluğun Peşinde


Yağmurla birlikte gökyüzü ayaklarımın altından sel olmuş akıyor. Korunmasız, zayıf düşmüş, rutubetlenmiş kağıt derisi gibi akıntıya kapılmış gidiyor kimliksiz topraklara doğru. Ruhum beni taşıyor bir bilinmeze...

Damlalar sığmazken düştüğü, güneşten pul pul olmuş gri toprağa, gidiyordu bir bilinmeze Davud. Onu elinden tutup çeken de o bilinmezdi zaten.

Onu, köksüzleşmiş bir ağacın damarları yüzüne yansırken, onlarca ses dolaşırken etrafında buluvermişti Gridora. Dudakları arasından dökülen kelimeler ulaşsa da etrafını saranlara, beyninde dolaşan cümleler bulamıyordu gerçek yolunu.

-Dertler hiç bitmiyor bu kasabada, hepsi de benden medet umuyor. Şu marketin babası, daha geçen sene tarlasına ekilecek tohumları getirttim şehirden. Öyle bahtsız ki, salgın yine bırakmadı kaderini. Ya şu sütçü nineye ne demeli. İneklerinin daha fazla süt vermesi için ona bin bir nasihat verdim, yaşlı başlı kadın, bugün dersin yarın unutur yine dertlenir. Şu kahvecinin yanında oturan da köyünden sürgün edilmiş, gariban, bizim tarlalardan birinde iş, birde yatacak yer verdim ona, sağ olsun bir dediğimi ikiletmez, vefa nedir bilir, aferin oğlana.

Her seferinde, Davudun yanından, yüzlerinde dondan sonra eriyen toprağa renklerini salmış sarı papatyalar gibi bir huzur kondurur dönerler evlerine. Davud ise her akşam koştururcasına bir istekle gider yuvasına.

Kurulmuş saat gibi, yelkovan kovalıyor, akrep ise yolundan şaşmadan dönüyordu çemberin etrafında. Dönüyordu her zamanki yolunda dönmesine de , yeni bir şeyler yerleşmişti kalbinde bir yerlerde.

-Ölüp gitsemde koca kasabadan, çamurdan ayak izlerim kalacak şu topraklarda. Gitsemde sobasında fokurdayan çaydanlığın buharından uzaklara, sıcaklığım ısıtacak kalplerini. Peki nedir şu sol yanımda büyüyen taş parçası?, diye geçirirken aklından, o anda bir ışık parladı odanın ortasında, zaman durmuştu adeta. Gelen oydu, Gridora, rüyalarında dolaşan kukuletalı ihtiyar Gridora.

-Merhaba sevgili dostum Davud, dedi kulağının içine fısıldar gibi bir sesle. 'Senin derdin nedir iyi bilirim ben, yeryüzündeki her kum tanesini, kuşun kanadını, daldaki su damlasını nasıl bilirsem öyle bilirim senin şu kalbini huzura erdirecek olanı...

-Nedir yüce Gridora, yardım et döneyim yine mutlu dünyama. Neyim eksiktir diye sorarım kendime, ne mal mülktür, ne eştir ne de çocuk. Fazlası vardır ki azı yoktur. Ne eş dostun derdine sırtım dönüktür, ne çoluk çocuğun rızkı ayaklar altındadır. Ne ineğim susuz kalır, ne de yuvam aşksız. Nedir benim yüreğime oturan şey, de bana bulayım derman ona da...

-Sen dermanını yanlış yerlerde aramaktasın Davud. Senin mutluluğun doğanın kalbindedir, ruhunun derinliklerinde. Seninle bir anlaşma yapacağız, sen ihtiyacın olanı alacak, bende senin ruhunda nerededir benim yerim, onu göreceğim. Mutluluğun daim olsun istiyorsan şu üç isteğimi yerine getireceksin.,,

İlk sınavı kolaydı. Bir kuşun, kayıp ormandaki turuncu elmayı alıp yavrusuna getirmesine yardım etmeliydi. Başta oldukça zor gelmişti, başarabileceğinden emin değildi. Ancak sona ulaşmayı çok istiyordu, şansını zorlayacaktı. Hemen kuşun peşine takıldı ve kayıp şehre kadar takip etti. Döndüğünde kendinden emin 'ikincisi nedir yüce Gridora?'

Onun için tüm ülkeyi, hatta gezegeni gezmesi gerekecekti belki de. Ata Ağacının dalından kopmuş bir yaprağı bulup ağaca kavuşturmak kolay olmayacaktı. Nereden başlaması gerektiğini bile bilmiyordu. Bu kadar büyük bir sorumluluğu yerine getirebilecek miydi, getiremezse tüm kasabayı hayal kırıklığına uğratacağını da iyi biliyordu. Şimdiye kadar hiç başarısız olmamıştı. Ne yapacaktı? Gridora'dan yardım istemek için ona seslenmeyi denedi. Saatlerce bekledi, uykusu gelmişti, yüreğindeki taş ise acı veriyordu. Tam sedirin üzerinde kendinden geçmek üzereyken,

-Beni bu kadar ısrarla beklemekten vazgeçersin sanmıştım. Geldim, ancak sana bir faydam olmaz benim. Tek başına başarmalısın ki inancının gücünü gösteresin.

-Nasıl bir yol izlemeliyim bilmiyorum, ikinci sınav çok zor oldu. Başka bir görev isterim senden yüce Gridora!!

-Başka mı, tanrıdan seçim şansı mı istiyorsun sen?

-Öyleyse ben yokum, eski hayatıma kendi kendime devam edebilirim, sensiz de yoluma gidebilirim ben, dedi ve kapıyı hızla çarparak uzaklaştı oradan. Evet, bunca sene mutluluğuna gölge düşürecek hiçbir şey olmamıştı, herşey tıkır tıkır işliyordu. Birkaç hafta evvelki hayatına dönmek neden zor olsundu? Gridora'nın saçma istekleriyle uğraşacağına, her zaman olduğu gibi kasabalının dertleriyle ilgilenmeliydi.

Kafasındaki düşüncelerle kasabanın merkezine doğru yola koyuldu. Yüz küsur yıllık Çınar ağacının altından geçerken birden önüne bir kağıt parçası düştü. Tam onu yerden alacakken bir tane daha. 'Aman tanrım, ağacın yaprakları, hepsi kağıt parçalarına dönüşmüş.'' Birden sert bir rüzgarla hepsi birden uçmaya başladı. Davud ise hemen peşlerinden gidiyordu.

-Demek geri döndün sevgili Davud, dedi elindeki yaprağı ağacına kavuştururken.

-Üçüncüsü nedir Gridora?

Son görevin, sevgili Davud, (elindeki gülü göstererek) bu gülün yeryüzündeki ruh eşini bulup, bu gülle beraber ağacın altına dikmeni istiyorum. Dikkat et, yanlış bir gülü yuvasından koparayım deme.

Son görev aylar sürdü. Her bulduğu güle sordu kendi gülünü gösterip. Ancak hiç birisi tanımıyordu onu. Sonunda evine dönerek bahçeye gömdü. Günlerce düşündü, nereye bakabileceğini, kimlere sorabileceğini, yok, bulamıyordu.

Bir akşam karısı ve küçük kızı bahçede oyun oynar, o da onları izlerken ne kadar mutlu olduğunu, yeryüzündeki her şeyi unuttuğunu farketti. O anda kafasında şimşekler çakmaya başladı.

'Ruhları eşleştiren; paylaşılan anlar, yaşanılan zamanlardı aslında. O zaten ya hep yakınımızda, ya da olacak zamanla.''

Koşarak, yanındaki gülle bütünleşmiş gülünü birbirinden ayırmadan topraktan çıkardı ve Ata ağacına doğru koşmaya başladı. Gridora ağacın altında onu bekliyordu.

-Gördün mü Davud, sen elindekilerin kıymetini görememiştin. Yolumuzun üzerinde ilerlerken daima atılacak bir adım daha vardır. Asla yolun sonundaki güneşe kavuştum zannetmemelisin. Hayat o güneşe ulaşmakla değil, giderken yanına kattıklarınla, yoldan topladıklarınla değer kazanır.

Haklıydı, dünyevi her şeye sahip olabilirdi ancak ruhunu besleyecek şeylere ihtiyacı vardı. İşte o zaman ruhu huzura kavuşacaktı. Bu düşünceyle Ata ağacının altına oturdu, sırtını yılların çizgilerini, sertleşmiş kabuğuyla bastırmış gövdesine dayadı. Ağacın gölgesi altında, kulağında kuş sesleri, etrafında güllerin kokusu ile huzurlu bir uykuya dalarak ruhunu bilinmeze doğru özgür bıraktı.

0 görüntüleme

Burası Neresi?

Okuduğum kitaplarda bende iz bırakanlardan başlayıp, hayalimdeki kahramanları cümlelerimle hayata geçirdiğim öykülerime dayanan bir dünyadasınız. 

Keyifli okumalar =)

 

© 2016 by 2ipte1cambaz.com.